COVID-19 PANDEMİSİNDEKİ YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİĞİNİN ERKEN PUBERTE TANI VE TEDAVİSİNE ETKİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2022
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: AYSU ÖZGE YÖNETCİ PEKUZ
Danışman: Serap Semiz
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: COVID-19 pandemisi özellikle okul çağı çocuklarında yaşam koşullarında belirgin değişikliğe yol açmıştır. Mart-Haziran 2020 dönemi sonrası çocuk endokrinolojisi polikliniklerinde "erken ergenlik" ile ilgili başvurularda sayıca artış ve başvuran çocukların klinik özelliklerindeki farklılıklar gözlenmektedir. Bu çalışmada, COVID-19 pandemisi öncesi ve pandemisi dönemide pubertenin başlaması ile ilgili başvuruların sayısı ve özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Olgular ve Yöntem: Retrospektif ve gözlemsel olarak tasarlanan bu çalışmaya, COVID-19 öncesi (1 Mart 2016 - 29 Şubat 2020) ve COVID-19 pandemisi olmak üzere (1 Temmuz 2020 - 30 Haziran 2021) iki farklı dönemde, puberte bulgularının (meme gelişimi, pubik ve/veya aksillar kıllanma, erişkin tipi vücut kokusu ve akne) başlaması ile ilgili olarak ilk kez başvuran ve tek bir çocuk endokrinolojisi uzmanı tarafından değerlendirilmiş 6-10 yaş arası 1017 olgu (938 kız) dahil edilmiştir. Organik nedenlere bağlı santral puberte prekoks ve nonklasik konjenital adrenal hiperplazi tanılı olgular çalışmaya dahil edilmemiştir. Olguların anamnez, fizik muayene, laboratuvar ve radyoloji verilerini içeren klinik özellikleri hastane veri sisteminden kaydedilmiştir. Olgular, klinik özelliklerine göre (1) fizyolojik puberte (2) prematür adrenarş (PA), (3) prematür telarş (PT), (4) erkence/hızlı tempolu puberte (EP), (5) puberte prekoks (PP) olmak üzere 5 grupta değerlendirilmiştir. Tüm istatiksel analizler IBM SPSS 20.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Çalışmanın etik kurul onayı alınmıştır (ATADEK-2021-09/28). Bulgular: Çalışma grubundaki erkek ve kız olguların yaş ortalaması sırasıyla 8.5±0.9 ve 8.4±0.9 idi. COVID-19 öncesi ve COVID-19 pandemisi dönemleri karşılaştırıldığında ortalama yaş ve cinsiyet oranında fark saptanmamıştır. Erkek olguların tanısal dağılımı sırasıyla PA %77.2, EP %11.4, PP %10.1 fizyolojik puberte %1.3 idi. Erkek olgularda COVID-19 öncesi ve COVID-19 pandemisi dönemleri arasında tanısal dağılımda anlamlı fark saptanmamıştır (p=.739). Erkek olguların (n=79) %91.1'inde pubik kıllanma mevcuttu ve pubarş yaşı 7.7±0.7 idi. Kız olguların (n=938) %67.3'ünde meme gelişimi mevcuttu ve telarş yaşı 8.0±0.7 idi. Kız olguların tanısal dağılımı sırasıyla PA %28.9, fizyolojik puberte %28.6, EP %21.3, PP %12.9 ve PT %8.3 idi. Kız olgularda COVID-19 öncesi ve COVID-19 pandemi dönemleri arasında tanısal dağılımda anlamlı fark saptanmıştır (p 1 olan kız olgular ile olmayan olgular karşılaştırıldığında VKİ SDS >1 olan olguların başvuru yaşlarının anlamlı olarak düşük olduğu (7.9±0.8 ve 7.6±0.7, p=.008), boy SDS (0.5±1.1 ve 1.2±1.0, p<.001), boy SDS-hedef boy SDS farkı (0.3±1.0 ve 0.9±1.0, p<.001) ve kemik yaşı-takvim yaşı farkının (0.6±0.8 ve 1.0±1.0, p=.007) anlamlı olarak yüksek olduğu saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışmada, tek bir merkez deneyimi olmakla birlikte puberte nedeniyle başvuruların Temmuz 2020 sonrası dönemde sayısal olarak arttığı; buna ek olarak da tetkik, izlem ve tedavi gereksinimi olan olgularda da oransal olarak artış gösterilmiştir. Başvuran olgularda obezitenin daha sık, gonadotropin yüksekliğinin ve santral erken pubertenin daha belirgin olduğu buna rağmen iki dönem arasında başvurada kemik yaşı – takvim yaşı farkında bir artış olmadığı görülmüştür. Puberte başvurularındaki artışa karşın, olguların kemik yaşında hızlı ilerlemenin gözlenmemesi, bu olgulardaki kliniğin pubertal evreler arası geçişin hızlanması, yani hızlı ilerleyen puberte ile ilgili olduğunu düşündürmektedir. COVID-19 pandemisinin okul çocuklarının yaşam koşullarındaki ani değişiklikle birlikte hızlı ilerleyen santral erken pubertede bir artışa neden olduğu gözlemimizin daha geniş ve izleme dayalı çalışmalar ile desteklenmesi önem taşımaktadır.