Aile Öngörülemezliği ve Ebeveynleşmenin Kişilik İnançları ile İlişkisinde Kontrol Odağının Aracı Rolü


Öğrenci: BENGİSU APAK

Danışman: Sebnem Akan

Özet:

Bu çalışmanın amacı, aile öngörülemezliği ve ebeveynleşme geçmişi ile kişilik inançları arasındaki ilişkide kontrol odağının aracı rolünü araştırmaktır.

 

Kişilik bozuklukları diğer bazı bozukluklarla eş tanısının fazla olması, doğası gereği uzun sürmesi ve tedaviye dirençli olup içgörüyü engellemesi gibi yönleri ile giderek önemi artan bir bozukluk olarak karşımıza çıkmaktadır (Beck, Freeman & Davis, 2004). Kişilik bozukluğu, süregelen düşünce, duygu ve kişilerarası davranış örüntüsü ile bireyin yaşamındaki işlevselliğini olumsuz etkileyen bir bozukluk olarak tanımlanmıştır (American Psychological Association, 2013). Düşünce ve inanç hiyerarşilerini tetikleyen nötr olaylara abartılı ve negatif anlamlar yüklenmesi ile kişilik bozukluklarının tipik işlevsel olmayan davranışları ortaya çıkar. Bilişsel kuram kişilik bozukluklarının oluşumunda rol alan etkenler içerisinde kişinin işlevsel olmayan inançlarının rolüne vurguda bulunur. Bu kurama göre kişilik bozukluklarının her biri kendine özgü işlevsel olmayan inançlara sahiptir (Türkçapar ve ark., 2008). Kişilik inançları, kişinin kendisi, diğer insanlar ve dünyayla ilgili temel inançlarını belirlemeye dönük ifadelerden oluşmaktadır. Diğer kişiler ve toplumla olan ilişkinin ilk modeli olan aile ilişkisi, çocuğun kendine ve diğerlerine ilişkin ilk atıflarını oluşturması açısından önem taşımaktadır. Buradan yola çıkarak ailedeki tutarsızlıklar ve aile işlevlerini düşüren faktörlerin kimlik bozukluğunun yordayıcısı olduğuna dair birçok araştırma (Akat, 2019; Golomb, Ludolph, Westen, Block, Maurer, & Wiss, 1994; Norden, Klein, Donaldson, Pepper & Klein, 1995; Frick & Lahey,1992; Patterson, DeBaryshe & Ramsey, 1989; Earls, Reich, Jung & Cloninger, 1988) bulunmaktadır. Aile ortamının istikrarı, sağlıklı bir çocuk ruhsal gelişimi için önemli kabul edilmektedir (Ivanova & Israel, 2006). Ebeveynlerden gelen genetik yatkınlığın yanı sıra tutarsız aile ortamı kişinin kişilik patolojisi geliştirme olasılığını arttırmaktadır (Asbury, Wachs, & Plomin, 2005; Infurna, Brunner, Holz, Parzer, Giannone, Reichl, Fischer, Resch, & Kaess, 2016). Aile öngörülemezliği kavramı (family unpredictability), ailenin davranışlarında ve düzenleyici sistemlerinde tutarsızlık olarak tanımlanmaktadır. Aile öngörülemezliğini oluşturan faktörler finansal, öğünlerle ilgili, ebeveynlerin fiziksel/duygusal doyum sağlaması ve ebeveynlerin disiplin sağlaması konusundaki öngörülemezliklerden oluşmaktadır. Kaotik bir ailede yaşamak, çocuklar için daha kötü bir aile işleyişle bağlantılı olduğundan, öngörülemezlik aile işlevinin önemli bir yönü gibi görülmektedir (Ross & Hill, 2000). Alanyazında geçmiş aile öngörülemezliğinin kişinin şu anki psikolojik iyiliğini etkilediğine dair araştırmalar bulunmaktadır (Yıldırım, 2016; Akat, 2019; Ross & Hill, 2002; Hood, Ross & Wills, 2019; Kolak, Wade & Ross, 2018; Burnett, Jones, Bliwise ve Ross, 2006; Hill, Jenkins & Farmer, 2006; Ross & Wynne, 2010; Ross & Miller, 2009; Mishra, Beshai, Wuth & Refaie, 2018; Ross, Hood & Short, 2016). Kişilik Bozukluğu etiyolojisinde içinde yetiştiğin ailenin özellikleri ve çocuklukta üstlenilen roller önemli bir yer tutmaktadır. Ebeveynleşme, aile sistemini oluşturan alt sistemler arasındaki sınır eksikliği sonucu, çocukların ebeveynlere ait sorumlulukları alması olarak tanımlanmaktadır (Boszormenyi-Nagy & Spark, 1973). Özellikle, çocukken kendi ihtiyaçları karşılanmayan yetişkin aile bireyleri bu durumu çocuklarına odaklanarak telafi edebilirler. Bu çocuklar, aile içi iletişimi dengelemek için ebeveynlerine kendi ebeveynleri tarafından eksik kaldıklarını vererek aile içi adaleti sağlamaya çalışmaktadır. Bu şekilde, yetişkinlerin ihtiyaçlarını karşılamak için kimlikleri şekillendirmeye başlar (Boszormenyi-Nagy & Spark, 1973). Ebeveynleşme çocuğun üstlendiği görev ve sorumlulukların içeriğine göre duygusal (emotional/expressive) ya da enstrümantal (instrumental) ebeveynleşme olarak ayrışmaktadır (Jurkovic, 1997; Hooper, 2007). Alanyazında, ebeveynleşmeyi yordayan aile işlevselliğini düşürücü faktörler arasında aile öngörülemezliği (Yıldırım, 2016; Burnett, Jones, Bliwise & Ross, 2006), aile bireylerinde fiziksel bozuklukların olması (Umberger, Risko & Covington, 2015; Thastum, Johansen, Gubba, Olesen & Romer, 2008), aile bireylerinde kronik ruhsal bozuklukların olması (Backer, Murphy, Fox, Ulph & Calam, 2016; Murphy, Peters, Jackson & Wilkes, 2011; Burnett, Jones, Bliwise & Ross, 2006), boşanma ve evlilik çatışmaları (Peris & Emery, 2015; Leon & Rudy, 2005; Fortin, Doucet, & Damant, 2011), düşük sosyo-ekonomik düzey ve göç (Ponizovsky, Kurman & Roer-Strier, 2012; Burton, 2007), ebeveynlerin çocuğun fiziksel ve duygusal bakım ihtiyaçlarına tepki vermemesi (Hooper, 2007; Bellow, Boris, Larrieu, Lewis & Elliot, 2005; Katz, Petracca & Rabinowitz, 2009) gösterilmiştir. Büyüdüğü aile içerisinde ebeveynlik rolleri üstlenen çocukların kişilik gelişimlerini araştıran çalışmalar da literatürde yer bulmaktadır (Wells & Jones, 1998; Castro, Jones & Mirsalimi, 2004; Láng, 2016; Chen, Dariotis, & Granger, 2018). Aile öngörülemezliği ve ebeveynleşen çocuklarla çalışılan bir diğer kavram da kontrol odağıdır. Kontrol odağı terimi, bireyin davranışlarının sonuçlarını nelere atfettiği ile tanımlanmaktadır (Rotter, 1954). Rotter, kontrol odaklılığını “Kişinin davranışlarına ilişkin sonuçların kendi kontrolünde ya da şans, kader gibi dış faktörlerin kontrolünde olduğuna ilişkin genelleştirilmiş inancı” olarak tanımlar. Aile öngörülemezlik kavramı kaynağını bağlanma teorisinden ve öğrenilmiş çaresizlik teorisinden almaktadır (Ross, 2006). Öğrenilmiş çaresizlik, dış güçlerin ve kişilerin kişinin kaderini belirlediğine dair kronik bir inançtır (Overmier & LoLordo, 1998). Tutarlı bakım görme, çocukların davranışlarının çevrelerini etkilediğine inanmalarını sağlayan güvenli bir bağlanma yaratır (Lewis & Goldberg, 1969). Böylece, erken yaşta çevresel öngörülemezlik veya öngörülebilirlik duygusu oturmuş olur. Öngörülemez bir aile ve çevrede yetişen bireyler, dünyanın öngörülemez olduğuna dair temel bir inanç geliştirmeye yatkındırlar (Fiske ve Taylor, 1991). Ross ve Hill (2002), özellikle öngörülemez bir ailenin olduğu kaotik bir çevrede büyümenin öngörülemezlik inançlarını ve şemalarını oluşturduğunu savunmaktadır. Bu şema, gerek sahip olunan ihtiyaçların tutarsız bir şekilde karşılanması olsun gerek de yaşantılarındaki dışsal kontrol odağını kronik olarak ileri süren deneyimler olsun, gelecekteki ilişkilerin ve olayların yorumlarını “bulutlama” gücüne sahiptir (Ross, 2006). Ross ve Miller (2009), ebeveynlerinin boşanma sürecinden kötü etkilenmiş olan gençlerin aile öngörülemezlik ve dışsal kontrol odağı puanlarının ilişkili olduğunu bulmuştur. Ayrıca, sağlıksız aile yapısına sahip kişilerin de dışsal kontrol odağını kullandıklarını gösteren araştırmalar yer almaktadır (Tully, Gray, Goodman & Nowicki, 2016; Cicirelli, 1980; Zarnaghash, 2008; Werner, & Broida, 1991). Alanyazında ebevynleşmeyi ölçen diğer kavramlara bakıldığında işlevsiz aile ortamlarının (işkolik, alkolik ebeveynler veya boşanma sonrası) getirisi olan ebeveyn çocukların (parental child) (Robinson & Kelley, 1999; Robinson, & Kelley, 1998) veya rol ters dönmesi (role reversal) yaşayan çocukların (Heath, & Cavanaugh, 1993) daha az içsel kontrol odağı kullandıkları bulunmuştur. Literatüre baktığımızda dışsal kontrol odağı ve kişilik bozuklukları (Ullrich & Marneros, 2004; Hope, Wakefield, Northey, & Chapman, 2018; Russ, Clark, Cross, Kemperman, Kakuma, & Harrison, 1996; Pınto, Grapentıne, Francıs, & Pıcarıello, 1996; Watson, 1998; Türkçapar, Özel, Güriz & Işık, 2002) arasında pozitif yönlü ilişkilere rastlanmıştır.

 

Buraya kadar literatürü özetleyecek olursak, kişilik bozukluklarının oluşmasında; çocuğun hayata geldiği ailenin yapısı ve büyüme sürecinde yaşadığı olayların etkili olduğu öne sürülmektedir. Alanyazında, kişilik bozukluğu tanısı olmayan kişilerin kişiliğe yönelik inançlarını araştıran kısıtlı sayıda araştırma bulunmaktadır. Ailenin öngörülememesi ise, beklentileri sürdürmek için düzenleyici sistemler veya mekanizmalar bozulduğunda ortaya çıkmaktadır (örn. Kural ihlalleri cezasız kaldığında) (Ross & Hill, 2000). Bu sistemlerin sekteye uğraması; çocuğun bağımsız ve tutarlı bir kişilik geliştirmemesi durumunda ise kişilik bozuklukları oluşmaktadır (Akat, 2019). Öngörülemez bir aile ortamında, erken yaşta ebeveyn rolleri üstlenerek büyümek, kişilerin kontrol odağını içsel veya dışsal olarak algılamalarında etkili olacaktır. Kişilik bozukluklarına ait inançların kontrol odağı ile ilişkisini tespit etmek de kişilik bozukluğunun temel inançları hakkında daha fazla bilgi sahibi olunmasını sağlayacaktır.

Sonuç olarak, alanyazın, vurgulanan değişkenler ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişkilere işaret etse de ilgili kavramlar arasındaki ilişkilerin çeşitli yönlerden ele alınmasına ihtiyaç vardır