Kardiyovasküler ve Torasik Cerrahi


İyigün M.

Geriatrik Anestezi, Semra Gümüş Demirbilek,Aslı Dönmez,Fatiş Altındaş, Editör, Güneş Kitabevi, Ankara, ss.283-294, 2021

  • Basım Tarihi: 2021
  • Yayınevi: Güneş Kitabevi
  • Basıldığı Şehir: Ankara
  • Sayfa Sayıları: ss.283-294
  • Editörler: Semra Gümüş Demirbilek,Aslı Dönmez,Fatiş Altındaş, Editör

Özet

2050’li yılına kadar yaşlı nüfusunun genel nüfusa oranının %20'ler ve üstüne ulaşması beklenmektedir (1). Günümüzde, dünyada nüfusun giderek yaşlanması ve yaşam beklentisinin artması ile daha fazla yaşlı hasta opere olmaktadır. Yaşlanmayla birlikte, ko-morbiditeler ve yandaş hastalıklar da artmaktadır. Koroner arter hastalığı, kalp kapak hastalığı, kalp yetmezliği, atrial fibrilasyon ve vasküler hastalıklar gibi kardiyovasküler hastalıklar yaşlı hasta grubunda daha sık görülmektedir. Çalışmalar göstermiştir ki ileri yaş, kardiyak cerrahi sonrası mortalite ve morbiditenin artışıyla alakalıdır. Kardiyovasküler hastalıklardan ölümlerin ve majör komplikasyonların %78’i, 75 yaş üzerindeki hastalarda gözlenmektedir (1,2). Kardiyovasküler sistemde yaşla birlikte fizyolojik rezerv azalır, skleroz olarak adlandırılan miksomatöz dejenerasyon ve kollojen infiltrasyonu, fibromuskuler iskelette değişikliklere ek olarak aort kapak ve mitral halka’da  kalsiyum birikimleri gözlenmektedir. Kapak kalsifikasyonlarının yarattığı fibrozis, yaşlılardaki kapak darlıklarının en sık nedenidir. Büyük sistemik arterler genişler ve kalınlaşır, bu da aortik impedans ve kardiyak mekanik yükte artış ile sistemik hipertansiyona neden olan vasküler sertliği arttırır. Özellikle mitral kapak olmak üzere, kapak yetersizlikleri sıklıkla iskemi veya hipertansiyon nedeniyle ortaya çıkmaktadır (2). Ek olarak vazokonstriktör endotelin-I seviyelerinin artması, nitrik oksit seviyelerinin azalması, endotel bağımlı koroner arterlerin genişlemesini bozarak vazodilatör rezervde azalmaya yol açar ve tüm bunların kombinasyonuyla koroner kan akımında azalmaya sebep olur. Günümüzde tanı ve tedavi yöntemlerinin ve kardiyoloji alanındaki gelişmelerle hastaların kardiyak fonksiyonları bozulmadan tanı konulabilmektedir. Kardiyak cerrahideki minimal invazif yöntemlerin uygulanması, miyokard korumasında ve ekstrakorporeal dolaşımda, anestezi ve cerrahi tekniklerdeki gelişmeler, anjiografi ünitelerinde girişimsel vasküler ve perkütan kalp kapak onarımlarının daha sık yapılabilmesi ile de morbidite ve mortalite oranlarını önemli ölçüde azaltmıştır.