Kok Hucre Arastirmalari ve Biyoetik (Stem Cell Research and Bioethics)


Creative Commons License

Işil Ülman F. Y.

TUBA Kok Hucre Arastirmalari Sempozyumu Kitabi (TUBA Stem Cell Research Symposium Book, cilt.1, sa.1, ss.39-43, 2015 (Diğer Kurumların Hakemli Dergileri)

  • Yayın Türü: Makale / Derleme
  • Cilt numarası: 1 Konu: 1
  • Basım Tarihi: 2015
  • Dergi Adı: TUBA Kok Hucre Arastirmalari Sempozyumu Kitabi (TUBA Stem Cell Research Symposium Book
  • Sayfa Sayıları: ss.39-43

Özet

KÖK HÜCRE ARAŞTIRMALARI VE BİYOETİK Yeşim Işıl Ülman
Ahlak, Etik, Biyoetik: Temel Kavramlar Etik kelimesi kullanıldığında, genellikle, ilk akla gelen sözcük ahlaktır. Ahlak ile etik kavramları, bazen birbiri yerine kullanılır, bu tamamen yanlış olmamakla ve bazı durumlarda anlaşılır olmakla birlikte, etik ve ahlak birebir aynı kavramlar değildir. Ahlak, belirli bir dönemde belli insan topluluklarınca benimsenmiş olan, bireylerin birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen törel davranış kurallarının, yasalarının, ilkelerinin toplamıdır (1). Etik, insanın ahlaki yönünün düşünsel, felsefi analizidir. Etik, ahlaki davranışın yapısını, ahlaki deneyimlerin niteliğini, ahlakın hem evrensel özelliğini, hem de toplumdan topluma farklılıklar gösteren ve zaman içinde değişen özelliklerini inceler. Etik, ahlak konusunda, geçmiş, şu an ve geleceğe ilişkin karar ve eylemlerin dikkatli ve sistematik bir biçimde düşünülmesi ve çözümlenmesi ile uğraşır. Ahlak insanların karar ve eylemlerinin değersel boyutudur. Ahlakın dili ‘haklar’, ‘sorumluluklar’ ve ‘erdemler’ gibi isimler ve ‘iyi’ ve ‘kötü’, ‘doğru’ ve ‘yanlış’, ‘adil’ ve ‘adil olmayan’ gibi sıfatlar içerir. Bu tanımlamalara göre etik birincil olarak bilmekle ilgiliyken, ahlak yapmakla ilgilidir. Aradaki ilişki, etiğin, insanların belli bir yönde karar vermesi veya eylemesi için akla yatkın bir ölçüt sağlamaya çalışmasıyla kurulur (2). Tıp etiği, etiğin, tıbbi uygulamada karşılaşılan değer sorunlarını, değer çatışmalarını, ikilemleri inceleyerek, çözümlemeye çalışan uğraş alanıdır. Biyoetik ise, etiğin yüzyıllardır gelişen birikimine yaslanmakla birlikte, son otuz yılda yaşam ve sağlık bilimlerinde hızla gelişmeleri, değer boyutuyla dengelemek üzere geliştirilen kapsayıcı bir disiplindir. Tüm canlılar, yani, insanlar, hayvanlar ve geniş anlamda çevre, biyosfer kapsamında ortaya çıkan değer sorunlarının, ikilemlerin çözümlemesiyle uğraşan, etiğin uygulamalı alanıdır(3). Klinik uygulamada değer çatışmaları ve ikilemlerin çözümünün yanı sıra, tıpta, biyomedikal araştırmalarda, yaşam bilimleri teknolojilerinde, ahlaki, yasal, siyasi ve sosyal meseleler biyoetiğin ilgi alanlarındandır. Biyoetiğin başlıca üç çalışma alanı vardır. İlki, biliminsanlarının mesleki yükümlülükleri ve sorumlulukları gibi mesleki değerleri, kuramsal ve uygulamalı olarak inceleyen akademik biyoetiktir. Biyomedikal bağlamda değerli, iyi, doğru nedir, sorularının yanıtını arar ve bu kaygıları sistematik biçimde irdeleyen disiplindir. İkinci olarak, kamu politikaları ve hukuk ile biyoetiğin ilişkisini ele alır; klinik uygulamaların ve tıbbi araştırmaların yasal olarak düzenlenmesinde, yerel ve uluslararası düzlemde hukuki ve bağlayıcı sözleşme, bildirge, kodlar ve yapıların işleyişini inceler. Biyoetiğin üçüncü çalışma alanı, klinik etiktir; hasta bakımını geliştirmek, hastaya daha iyi hizmet vermek amacıyla, biyoetiğin klinik uygulamalarla ilişkisine odaklanır. Aslında bu üç temel alan birbiriyle ilişkili ve bağlantılıdır. Klinik biyoetik, biyoetikçilerle klinisyenlerin birlikte çalıştıkları, çok disiplinli bir uğraş dalıdır (4). Yenileyici (Rejeneratif) Tıp Tıpta yeni gelişmekte olan teknolojiler, biyoetiğin, anılan üç yönüyle birden, ilgilendiği konulardan biridir. Yeni gelişen teknolojilerinden biri olan rejeneratif (yenileyici) tıp, son yıllarda, gerek bilimsel uygulamaların niteliği gerek araştırma fonlarının tahsisi gerek bu bağlamdaki politik tartışmalar gerekse basında bolca rastlanan “mucize” tedavi haberleri ile hem bilim çevrelerinin hem de kamuoyunun ilgisini çeken konulardan olmuştur. Yenileyici (Rejeneratif) tıp, konjenital anomaliler, hastalıklar, travmalar ve yaşlanmadan ötürü hasar görmüş hücre, doku veya organların, fonksiyonlarını yeniden kazanmak üzere, tıbben, onarma, yerine koyma, yenileme, yeniden oluşturma, yeniden üretmeye odaklanan, disiplinler arası bir araştırma ve klinik uygulama alanıdır. Artık gelenekselleşmiş organ nakli teknolojilerinin ötesinde; çözünebilir moleküller, gen tedavisi, kök hücre nakli, doku mühendisliği, hücre ve doku tiplerinin yeniden programlanması gibi tekniklerden yararlanır. Organ nakli tedavilerinden farklı olarak, bir başka bedenden, doku ve organ aktarılması yerine, insanın bedensel potansiyelini harekete geçirerek, in vivo (canlı bedende) dokunun yenilenerek onarılmasını sağladığı için, organ nakli tedavilerinin de ötesine geçmiştir. Genetik, moleküler biyoloji, malzeme bilimi, kök hücre biyolojisi, gelişimsel biyoloji ve doku mühendisliği yenileyici tıbba katkıda bulunurlar. Doku mühendisliğinde araştırmacılar, hücreleri, yapı iskelesi (scaffold) malzemesiyle, çözünebilir molekülleri büyütme ve geliştirmeye yönlendirerek, yeni doku ve organlar üretmeye çalışırlar(5). Bu yeni tıp teknolojilerinin, dünyada, diyabet, otoimmün hastalıkları, kardiyovasküler hastalıklar, kanser, nörodejeneratif hastalıklar gibi pek çok hastalık grubunu tedavi etme potansiyeli taşıdığı öngörülmektedir.

KÖK HÜCRE ARAŞTIRMALARI VE BİYOETİK Yeşim Işıl Ülman
Ahlak, Etik, Biyoetik: Temel Kavramlar Etik kelimesi kullanıldığında, genellikle, ilk akla gelen sözcük ahlaktır. Ahlak ile etik kavramları, bazen birbiri yerine kullanılır, bu tamamen yanlış olmamakla ve bazı durumlarda anlaşılır olmakla birlikte, etik ve ahlak birebir aynı kavramlar değildir. Ahlak, belirli bir dönemde belli insan topluluklarınca benimsenmiş olan, bireylerin birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen törel davranış kurallarının, yasalarının, ilkelerinin toplamıdır (1). Etik, insanın ahlaki yönünün düşünsel, felsefi analizidir. Etik, ahlaki davranışın yapısını, ahlaki deneyimlerin niteliğini, ahlakın hem evrensel özelliğini, hem de toplumdan topluma farklılıklar gösteren ve zaman içinde değişen özelliklerini inceler. Etik, ahlak konusunda, geçmiş, şu an ve geleceğe ilişkin karar ve eylemlerin dikkatli ve sistematik bir biçimde düşünülmesi ve çözümlenmesi ile uğraşır. Ahlak insanların karar ve eylemlerinin değersel boyutudur. Ahlakın dili ‘haklar’, ‘sorumluluklar’ ve ‘erdemler’ gibi isimler ve ‘iyi’ ve ‘kötü’, ‘doğru’ ve ‘yanlış’, ‘adil’ ve ‘adil olmayan’ gibi sıfatlar içerir. Bu tanımlamalara göre etik birincil olarak bilmekle ilgiliyken, ahlak yapmakla ilgilidir. Aradaki ilişki, etiğin, insanların belli bir yönde karar vermesi veya eylemesi için akla yatkın bir ölçüt sağlamaya çalışmasıyla kurulur (2). Tıp etiği, etiğin, tıbbi uygulamada karşılaşılan değer sorunlarını, değer çatışmalarını, ikilemleri inceleyerek, çözümlemeye çalışan uğraş alanıdır. Biyoetik ise, etiğin yüzyıllardır gelişen birikimine yaslanmakla birlikte, son otuz yılda yaşam ve sağlık bilimlerinde hızla gelişmeleri, değer boyutuyla dengelemek üzere geliştirilen kapsayıcı bir disiplindir. Tüm canlılar, yani, insanlar, hayvanlar ve geniş anlamda çevre, biyosfer kapsamında ortaya çıkan değer sorunlarının, ikilemlerin çözümlemesiyle uğraşan, etiğin uygulamalı alanıdır(3). Klinik uygulamada değer çatışmaları ve ikilemlerin çözümünün yanı sıra, tıpta, biyomedikal araştırmalarda, yaşam bilimleri teknolojilerinde, ahlaki, yasal, siyasi ve sosyal meseleler biyoetiğin ilgi alanlarındandır. Biyoetiğin başlıca üç çalışma alanı vardır. İlki, biliminsanlarının mesleki yükümlülükleri ve sorumlulukları gibi mesleki değerleri, kuramsal ve uygulamalı olarak inceleyen akademik biyoetiktir. Biyomedikal bağlamda değerli, iyi, doğru nedir, sorularının yanıtını arar ve bu kaygıları sistematik biçimde irdeleyen disiplindir. İkinci olarak, kamu politikaları ve hukuk ile biyoetiğin ilişkisini ele alır; klinik uygulamaların ve tıbbi araştırmaların yasal olarak düzenlenmesinde, yerel ve uluslararası düzlemde hukuki ve bağlayıcı sözleşme, bildirge, kodlar ve yapıların işleyişini inceler. Biyoetiğin üçüncü çalışma alanı, klinik etiktir; hasta bakımını geliştirmek, hastaya daha iyi hizmet vermek amacıyla, biyoetiğin klinik uygulamalarla ilişkisine odaklanır. Aslında bu üç temel alan birbiriyle ilişkili ve bağlantılıdır. Klinik biyoetik, biyoetikçilerle klinisyenlerin birlikte çalıştıkları, çok disiplinli bir uğraş dalıdır (4). Yenileyici (Rejeneratif) Tıp Tıpta yeni gelişmekte olan teknolojiler, biyoetiğin, anılan üç yönüyle birden, ilgilendiği konulardan biridir. Yeni gelişen teknolojilerinden biri olan rejeneratif (yenileyici) tıp, son yıllarda, gerek bilimsel uygulamaların niteliği gerek araştırma fonlarının tahsisi gerek bu bağlamdaki politik tartışmalar gerekse basında bolca rastlanan “mucize” tedavi haberleri ile hem bilim çevrelerinin hem de kamuoyunun ilgisini çeken konulardan olmuştur. Yenileyici (Rejeneratif) tıp, konjenital anomaliler, hastalıklar, travmalar ve yaşlanmadan ötürü hasar görmüş hücre, doku veya organların, fonksiyonlarını yeniden kazanmak üzere, tıbben, onarma, yerine koyma, yenileme, yeniden oluşturma, yeniden üretmeye odaklanan, disiplinler arası bir araştırma ve klinik uygulama alanıdır. Artık gelenekselleşmiş organ nakli teknolojilerinin ötesinde; çözünebilir moleküller, gen tedavisi, kök hücre nakli, doku mühendisliği, hücre ve doku tiplerinin yeniden programlanması gibi tekniklerden yararlanır. Organ nakli tedavilerinden farklı olarak, bir başka bedenden, doku ve organ aktarılması yerine, insanın bedensel potansiyelini harekete geçirerek, in vivo (canlı bedende) dokunun yenilenerek onarılmasını sağladığı için, organ nakli tedavilerinin de ötesine geçmiştir. Genetik, moleküler biyoloji, malzeme bilimi, kök hücre biyolojisi, gelişimsel biyoloji ve doku mühendisliği yenileyici tıbba katkıda bulunurlar. Doku mühendisliğinde araştırmacılar, hücreleri, yapı iskelesi (scaffold) malzemesiyle, çözünebilir molekülleri büyütme ve geliştirmeye yönlendirerek, yeni doku ve organlar üretmeye çalışırlar(5). Bu yeni tıp teknolojilerinin, dünyada, diyabet, otoimmün hastalıkları, kardiyovasküler hastalıklar, kanser, nörodejeneratif hastalıklar gibi pek çok hastalık grubunu tedavi etme potansiyeli taşıdığı öngörülmektedir.