Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İlaç Hukuku ve Etik Anlayış Sempozyum Kitabı, cilt.1, sa.1, ss.45-54, 2007 (Hakemsiz Dergi)
Yeşim Işıl Ülman, , “Tıp Tarihinin Işığında Tıp Etiği, Tıp Deontolojisi ve Hukuk”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İlaç Hukuku ve Etik Anlayış Sempozyum Kitabı, 1 Haziran 2007:45-54.
Giriş ve Terminoloji
Ahlak geniş anlamda toplumun yaratmış olduğu ve savunduğu yerleşik
kurallar, moral değerler, kamu vicdanında yaşayan manevi yaptırımlara bağlanmış
kurallar, etiket kaideler olarak tanımlanır. Ahlaki değerlerimiz ve normlarımız
arasındaki açık uçla soruları yanıtlama, ikilemler ve çelişkilere çözüm üretme
etiğin faaliyet alanıdır. Bu kuralların yazılı metinler haline dönüşmüş hali
ise deontolojinin konusudur.
Hekimlik hemen hemen başka hiçbir meslekte olmadığı kadar insan hayatını kavrayıcı bir özelliğe sahiptir. Kamuoyunda sıkça rastladığımız deyişle, adeta, “Hayatımız onların elindedir”. Bu söz hekimliğin gücünü az ve öz biçimde ifade eder. İster kalbinizi açmış uğraşan bir açık kalp cerrahını düşünün, ya da anlattıklarınızı dinledikten (anamnez aldıktan), gerekli muayene ve tahlilleri değerlendirdikten sonra, yüzünüze bakarak “Sizde bir şey yok”, diyen hekimin karşısında hissettiğiniz rahatlamayı hatırlayın. Gerçekten de neredeyse hayatınız onun ellerinde olduğunu hissetmiyor muyuz? Size sağlıklı ya da hasta olup olmadığınızı bildiren hekimdir. Bu nedenle de hekimin hasta ile kurduğu ilişki gerçekten de kendine özgü özelliklere sahiptir. Ancak bu, her iki tarafın da eşit koşullarda yer alarak dengelediği bir ilişki türü değildir. Tıpkı bir hukukçunun kanunlarla hakkındaki bilgisinin, ona danışan kişinin bilgisi ile aynı olmaması gibi. Hekim ile konuşan hastanın, kendisi için belirsizliklerle dolu olan bir alanda, bir şeyler öğrenmeye, anlamaya çalışan insanın, güvensiz, endişeli bir ruh hali içinde olması doğaldır. Üstelik sağlığını kaybetmiş ya da sağlık hali örselenmiş olmanın çaresizliği de bu duygulara eşlik eder. İşte bu dengesizliğin, hekim tarafından kötüye kullanılmamasını sağlamak tıp etiğinin görevidir. Hekimlik, insan bedeni üzerinde müdahale hakkına sahip bir meslektir ve bu gücün karşılıklı görev ve sorumluluklarla dengelenmesi tıp etiğinin var oluş nedenidir. Tıbbi uygulamaların ve tutumların iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış olarak değerlendirilmesi ve bu değerlendirmelerin belirli ilkelere oturtulması girişimi tıp etiğinin alanıdır. Tıp etiği, iyi-kötü, doğru-yanlış gibi ahlaki değerlerin tıp alanına uygulanması anlamına gelir. Pek çok vakada bu ahlaki değerler arasında çatışma yaşanır ve tıp etiği bu ikilemlerin çözülmesi, çatışmaların giderilmesi için yöntemlerin geliştirildiği bir disiplindir. Bu süreçte rehberlik edici yöntemler arasında 4 temel etik ilke önerilmiştir: Zarar vermeme, yararlı olma, adalet ve özerklik. Ancak tıp etiği ilke ve kurallarından öte, yani hukukun tıbbi uygulamalara dair alanı tıbbi deontolojiyi oluşturur. Hekimlik uygulamaları ile ilgili tüm yazılı düzenlemeler ve metinler anlamındaki tıbbi deontoloji, yüzyıllar, insanlığın geliştirdiği tecrübe ve birikimin sonucudur. Tıbbi deontoloji kaynağını tıp ahlakı ve tıbbi etikten alır ve tıp ahlakının hukuk ile örtüşen kısmını oluşturur. Tüm bunların cevabını ise tıp tarihinde buluruz.